|
KAPADOKYANIN TARİHİ
AŞIKLI HÖYÜK ASERAMİK
NEOLİTİK FAZ ( M.Ö 5900 M.Ö. 3200)
Bölgedeki aseramik neolitik kültürün en iyi temsilcisi kazıları 1989dan
beri sürmekte olan Aşıklı Höyüktür. Aşıklı
Hasan ve Melendiz dağları arasındaki bayırlardan
doğan ve kanyon şeklindeki Ihlara vadisini keserek kuzeybatıya
yönünü çeviren Melendiz nehri kıyılarında orta büyüklükte bir
yerleşim merkezidir. Bugün Aşıklı ve çevresi
kıtalararası bir iklime sahiptir. Bölge ekonomisi esas olarak
tahıl tarımı, bahçecilik, bağcılık ve süt
ürünleri üretimine dayanır.
KÜLTEPENİN KAPADOKYA
TABLETLERİ / KÜL TÜMSEĞİ (M.Ö. 1900)
Kültepe olarak bilinen bu tümsek yerleşimi 550X450 metre tabanı ve
20 metre yüksekliği ile merkezi Anadolunun en büyüklerinden
biridir. Kültepe tümseğindeki ilk kazı Fransız bilgin E.
Chantre tarafından zamanının metodları ile
yapılmıştır. Bunu 1906 ve 1925teki kazılar
takip etmiştir. 1952den itibaren bugüne kadar bu kazılar her
yaz devam etmiş ve 1980e kadar Türk Tarih Derneği
tarafından finanse edilmiştir. Buradaki heyecan verici bulgular
antik Anadolu tarihine önemli ölçüde ışık tutmuş vedünya
arkeoloji literatürünün odak noktalarından biri olagelmiştir.
ASUR KOLONİLERİNİN
DEVRİ (M.Ö. 1900)
Asurluların gelişine kadar Mezopotamya merkez Anadolu üzerinde
ekonomik ve politik güç kullanmıştır. M.Ö. 3. bin yıl
sıralarında Mezopotamyadan Arkadya kralı Sargon
ülkesinin tüccarlarını korumak için Anadolunun kalbine
doğru ilerlemiştir.
İkinci bin yılın başlangıcı Anadolu için
başarılı ve zengin bir dönemdi. Asurlular bölgenin
zenginliklerini öğrendiler ve ardından karum (liman, yönetim
merkezi) adı verilen ticaret merkezleri kurdular. Sonuçta
Asurluların Ege denizinden Indus vadisine kadar ticari faaliyetlerinin
yoğun şebekesinin parçaları olarak en az 13 karum kuruldu.
Anadolu halkı ve Asurlu tüccarlar arasındaki ticaret 150 yıl
kadar sürdü. Kapadokya tabletleri Asurluların başkentleri Asurla
günlük iş bağlantısı kuran deneyimli tacirler
olduklarını ortaya çıkarmıştır. Kil tabletlerde
ayrıca ticaret anlaşmaları, faturalar, talepler, evlilik
sözleşmeleri gibi diğer dökümanlar da bulunmuştur.
Kültepe, antik zamanlardaki adıyla Kaneş en önemli karumdu. Karum
tamamen gelişmeden önce karumda daha sonra yapılan evlere benzer
evler Kaneşin doğu sırtlarında yapılmıştı.
Karum duvarlarla çevrili şehrin dışında ayrı bir
merkezdi. Yoğun biçimde doldurulan bu yerde 2 arkeolojik katman
bulunmuştur (Kaneş karum I b ve II). Bu katmanlar yakın
bilimsel incelemeye tabi tutulmuş ve evlerin mimarisi, malzemesi ve
inşası ile ilgili detaylı bilgiler elde edilmiştir.
Karumun ikinci katmanı geniş bir alanı kaplar ve yakın
inşa edilmiş bina komplekslerini içerir.
HİTİTLER (M.Ö 18-12.
YÜZYILLAR)
Hititlerin bilim dünyasına ve arkeoloji literatürüne girişleri
Mısır Tel-el-Amarda Akkadya tabletlerinin deşifre
edildiği 19. yyın sonlarına rastlar. Bu tarihte A.H.
Sayce Suriye Hamada kaya üzerindeki resimsel kitabeleri deşifre
etmiş ve bunları Hitit çalışmaları olarak
tanımlamıştır. Hitit kalıntılarının
varlığının bilginler ve gezginler tarafından tahmin
edilmesi ve aramaların ilerletilip benzer kitabelerin keşfedilmesi
daha sonralardadır. Hititler Kapadokyayı önemli ölçüde
etkilemiştir ve sanat anahtar rol oynamıştır. Hititlerin
büyüleyici kültürü en az Kapadokyanın kaya kiliseleri kadar
renklidir.
TABAL KRALLIĞI (M.Ö. 11. YY)
M.Ö. 8. yüzyılın ortalarında Tabal ismi Asur belgelerinde daha
sık görünmeye başlar.Taballı hükümdarlar açıkça
Asurlulara direnmeye çalışmışlar fakat fazla
başarı gösterememişlerdir. Sargon II döneminin Asurlularının
bildiği güçlü Tabal Krallığının kesin
büyüklüğü bilinmemektedir. Kitabeleri büyük ölçüde Kayseri ve
Nevşehir yakınlarındadır. En ünlüleri Sivasa, Topada,
Kululu ve Sultanhanı kitabeleridir.
PERSLER KAPADOKYADA (M.Ö. 6.
4. YY.)
Likyadan farklı olarak Lidya ve Anadolunun diğer bir
çok antik ülkesinde Kapadokya adı bir halktan sonra
anılmamıştır. Kapdokya isminin antik Pers sözcüğü tukha
veya dukha dan türediği düşünülür ve anlamı güzel
atlar ülkesidir. Sözcüğün Katpatuka şekli M.Ö. 6.
yüzyılda Behustin uçurumlarında oyulmuş olan bir kitabede
Darius I (M.Ö. 522-486) zamanında Perslere vergi veren ülkeleri
listelerken geçer. Kapadokyanın atları gerçekten
meşhurdu ve hem asur hem de Pers imparatorlar buradan vergi olarak at ve
katır almıştır.
BÜYÜK İSKENDER KAPADOKYADA
(M.Ö. 4. YYIN ORTALARI)
Büyük İskender Perslere karşı yürüyüş rotasında
Ankaradan Kapadokyaya doğru ilerlemiş ve
Kızılırmakın güneyinden bölgeyi fethettikten sonra
Sabiktas adlı bir Persliyi Kapadokyanın yöneticisi
olarak atamıştır. Ariarathesin ölümünden sonra Kapadokya
20 yıl boyunca Makedon yöneticiler tarafından idare
edilmiştir. Bundan kısa süre sonra ,Antigonus Ipsus
savaşında (M.Ö. 301) yenilince küçük Asyadaki bölgeleri
Lysimachusa geçti. Fakat Curupediondaki bir savaşta (M.Ö.
281) 80 yaşındaki Lysimachus 77 yaşındaki Seleucus
Nicatora yenildi. Böylece Kapadokyadaki Makedon
hükümranlığı sona erdi ve Seleucid idaresi kuruldu.
BAĞIMSIZ KAPADOKYA KRALLIĞI
(M.Ö. 4. YY M.S 17)
İskenderin ölümünden sonra bağımsız bir Kapadokya
krallığı kurulmuştur. Bu süreçte bölgenin tarihi
karışıktı ve bir dizi entrikayla doludur. Ariarthes
hanedanı geleneksel olarak güçlü aileler ve krallıklarla evlilikler
yoluyla politik ittifaklar kurma yoluna gitmiştir. Kapadokya yerel güç
mücadelelerinin bir arenası ve Pontus Krallığı ile Roma
İmparatorluğunun çatışma sahası olmuştur.
Kapadokya Krallığının tarihinde bu dönem
karmaşık bir güç mücadelesiyle anılmıştır.
Ariarathes VIIIin ölümü sonucu taht için iki aday çıkmıştır.
Biri Mithridatesin adayı idi. Mithridates tahta kendi
adayını yerleştirmeye çalışınca Kapadokya
halkında hoşnutsuzluk oluştu. Roma senatosu araya girerek her
iki adaya da karşı çıkarak Kapadokyanın yönetiminin
halkın elinde olması gerektiğini belirtti. Politik
hükümranlık M.S. 17de Kapadokya bir Roma eyaleti olana kadar devam
etti.
ROMALILAR KAPADOKYADA (M.S. 17
4. YY)
M.Ö. 20de küçük Ermenistanı ve Rough Ciliato Archelausu
transfer etmiştir. Straboya göre Archelaus zamanının
çoğunu Rough Kilikyadaki Elaiussa (Ayas,Erdemli) adasında
geçiriyordu. Burada ona paralarında Ktistes (kurucu) sıfatını
kullandıran Elaiussa şehrini kurdu. Augustusa
minnettarlığının bir ifadesi olarak şehrin
adını kutsal anlamını koruyarak Augustusun
Yunanca şekli olan Sebaste ye çevirdi. Archelaus ayrıca
kendi adını taşıyan bir şehir (Archelais) daha
kurdu. Kapadokyanın bir eyalete dönüşümünden sonra Claudius
bu şehri bir Roma kolonisine dönüştürdü. Kralın ölümü üzerine
çok kısa süre sonra Kapadokya resmi olarak bir Roma eyaletine
dönüştü (Provincia Cappadocia). Böylece Kapadokya bir Roma eyaleti
olarak atlı sınıftan seçilen bir vali (procurator)
tarafından yönetilmeye başladı. Kapadokyada 300 yıllık
bir Roma idaresinden sonra bölge 395te imparatorluğun bir
parçası olarak Doğu Roma İmparatorluğuna
miras kaldı. I. Konstantin (Büyük Konstantin) 330da
Bizansı doğu başkenti ilan etti. Batı imparatorluk
çizgisi 476da bitti. Doğu Roma İmparatorluğunun
Batıdan yaklaşık bin yıl daha fazla
yaşadı.
BİZANS DÖNEMİ (4. 15.
YY)
363te Persler Fıratın doğusunu aldılar ve 5.
yüzyılda Hunların ve Isaurianların akınları
yıkıma yol açtı. İmparator Anastasius ve Justinian
idaresinde bölgedeki bir çok şehrin çevresine surlar inşa edildi ve
mevcut surlar onarıldı. Kayseri tamamıyla tekrardan inşa
edildi ve yenmesi güç bir savunma sistemi oluşturularak
güçlendirilmiş şehirler Mokissis ve Kamuliani kuruldu. Bizans
imparatorları ve yerel halk ani saldırılara karşı önlem
almaya karar verdiler ve bir çok parçadan oluşan bir savunma sistemi kurdular:
Tema larla yönetim, optik uyarı sistemi, ek kaleler
yapılması, askeri ve ticari yollar ile yer altı şehirlerinden
oluşan iyi bir şebeke.
Tema larla yönetim sistemi bölgeyi generaller arasında
paylaştırmayı gerektiriyordu. Generaller yönettikleri temayı
(Kapadokya bunlardan biriydi) korumakla imparatora karşı
sorumlu olacaktı. Bölge askere almada, yönetmede ve uygun savunma
sistemini seçmede bağımsız olarak davranabilecek bir generalin
kontrolü altındaydı. Optik uyarı sistemi bölgedeki tepelerin
üzerine kurulan ateş ve fenerler yerleştirilerek kurulmuştu.
Sistem mesajları Konstantinopol deki büyük fenere aktarıyordu,
böylece başkent düşman saldırısının kesin
zamanı konusunda bilgilendiriliyordu. Birçok kale ve gözetleme kulesi
geçitler ve su kaynakları gibi stratejik yerlere
yerleştirilmiş ve ana şehirleri birbirine
bağlamıştı. Bu savunma önlemlerine ek olarak yerel halk
kendilerini korumak için yer altı şehirleri oymuşlardır.
SELÇUKLULAR KAPADOKYADA (9.
13. YY)
9. yüzyıldan itibaren Anadolu Ural-Altay bölgesi kökenli ve Çinden
Avrupaya kadar geniş bir alana yayılmış olan merkez
Asyadan göçebe Türk kavimlerine şahit olmuştur.Bölgedeki
Bizanslılar sonraki 50 yıl boyunca Konstantinos Porohyrogennetos
(945 959) ve Konstantinos Doukas (900 1070) döneminde üstünlük
sağlamıştır. İkonlarını
aşırı umutsuzca korumuş olan Kapadokya
manastırlarının yardımıyla ikonoklastların
yıkımı barışı sağlamada rolünü
oynamıştır. 9. yüzyılın ikinci yarısından
itibaren 1071e kadar Bizans Kapadokyası altın bir
çağ yaşamıştır. Bölgedeki çoğu kilise ve fresk
bu döneme aittir.
Daha sonra Selçuklu Türkleri imparatorluklarını İrandan
batıya yayarak gelmiştir. 1057de Türkler Malatyaya
1059da da Sivasa saldırarak yerle bir etmişlerdir. 1067de
Kayseriyi yerle bir ettiklerinde Bizans imparatoru Romanus Kapadokyayı
kurtarabilmek için son bir hamle yaptı. 1071de büyük bir ordunun
başında Selçuklu ordusunu karşılamak için doğuya
yürüdü. Bizanslılar ağır kayıplarla yenildiler ve
Kapadokya bir daha geri alınmamak üzere Türkler tarafından ele
geçirildi.
1071de bugünkü modern Türkiyenin doğusunda bulunan Malazgirtteki
savaş sırasında Selçuk lideri Alpaslan Bizanslıları
yendi. Bundan sonra Selçuklular tartışmasız bir şekilde
Anadolu topraklarının kontrolünü ele geçirdiler. Selçuk
Türkleri kısa süre sonra kendi ilim şehirlerini kurdular. 11.
yüzyılda Selçuk Türkleri ilk olarak İzniki başkent
seçtiler, fakat haçlılar İzniki ele geçirip Bizanslılara
verdiklerinde başkentlerini Konyaya taşıdılar. Daha
sonraki yüzyıllarda Anadolu Selçuklularla Bizanslılar ve kutsal
topraklara doğru yollarında olan haçlılar arasında bir
savaş alanı oldu. 13. yüzyılda Keyhüsrev ve Alaaddin Keykubat
dönemlerinde Selçuklular altın bir çağ yaşadılar. Bu
dönemde hem Karadenize hem de Akdenize ulaşarak tersaneler
yaptılar. Ayrıca muhteşem kervansaraylar, medreseler ve
camiler inşa ettiler. 13. yüzyılın ortalarında
Moğollar imparatorluğun çeşitli bölümlerine saldırmaya
başladılar ve sonuçta tüm Anadoluyu istila ettiler. 1302ye
kadar Selçukluların yönetiminde kalan Kayseri Moğollar
tarafından ele geçirilmiş ve yağmalanmıştır.
Selçuklu İmparatorluğu Anadolu topraklarında kurulan ilk türk
imparatorluğudur. Yükseliş ve çöküşü iki yüzyıldan az
sürede gerçekleşmesine rağmen bu imparatorluk Osmanlı kültür
ve sanatının temellerini atmıştır. Selçuklular beraberlerinde
merkezi Asyanın göçebe kültürünün etkilerini getirmiş ve merkezi
Anadoluyu zenginleştirmişlerdir.
|